Günlük telaşların içinde kendimizi unutuyor muyuz? Hayatı yavaşlatmak ve huzuru yakalamak üzerine düşünceler…
İşyerindeki yoğun tempodan ve sürekli stresten uzaklaştığımda, ilk kez kendimle gerçekten baş başa kalma fırsatı yakaladım. Yıllarca günlerim işe, sorumluluklara, koşturmacaya ve dış dünyaya odaklanmıştı. Ancak artık bir adım geri atıp, sadece ‘ben’ olma zamanımın geldiğini fark ettim. Bu süreç bir son değil; aksine, içsel farkındalığımı keşfettiğim ve kendimi yeniden tanımaya başladığım bir başlangıçtı.
Yıllarca o kadar çok şeyi ertelemişim ki, şimdi her güne yeni hedefler ve heveslerle başlıyorum. İstediğim saatte doğaya çıkıp yürüyüş yapmak, gözlerimi kapatıp güneşin sıcaklığını hissetmek, kitap okumak, yazı yazmak, ihmal ettiğim sevdiklerimle bir kahve eşliğinde sohbet etmek… Tüm bunları dilediğim zaman yapabilmek büyük bir özgürlük.
Hollanda’ya daha sık giderek, kültürünü daha yakından tanıma fırsatı buldum. Farklı yaşam tarzlarını gözlemledim, kaos ortamından uzaklaşarak dinginliğin tadını çıkardım. Mevsim değişimlerini tenimde hissederek doğayla uyum sağladım. Hollanda’yı ziyaret etmek, sadece yeni bir kültürü keşfetmek değil, aynı zamanda içsel yolculuğuma farklı bir bakış açısı kazandırdı.

Sokaklar ve parklar tertemiz, güvenli. Bu sabah yürüyüş yaparken, gönüllü ailelerin ve gençlerin ellerinde çöp toplama maşalarıyla sokakları temizlediğini gördüm. Ulaşımda bisikletlere ve yayalara gösterilen öncelik beni etkiledi. Bir saatlik yürüyüşüm boyunca hiç korna sesi duymadım. Market alışverişlerimde, benim aceleme kimsenin ortak olmadığını fark ettim. İnsanların hayvanlara gösterdiği sevgi içimi ısıttı. Kafelerden yükselen kahkaha sesleri, yoldan geçen insanların gülümseyerek selam vermesi, hafif esen rüzgarın saçımı okşaması… Tüm bunlar, doğayla iç içe geçirdiğim zamanların bana huzur verdiğini ve dünyaya nasıl daha sakin ve dengeli bakabileceğimi öğretti. İnsanların hayatlarını daha yavaş yaşamayı tercih etmeleri, benim de içsel hızımı yavaşlatmama yardımcı oldu. Mevsim değişimlerini gözlemlemek, kendi içsel döngülerimi daha derinden anlamama vesile oldu.

En basit örneklerden biri, sabah kahvemi evde yapıp termosla işe giderken arabada içiyordum. Burada ise insanlar sabah sohbetleri eşliğinde, kanal kenarlarında kahvelerini içerek güne başlıyorlar.
Kültürümüzde bir iş çıkışı veya okul çıkışı bir arkadaşımız kahve içmeyi teklif etse hayır demek çok zordur. Çoğu şeye hayır demeyi beceremediğimiz gibi… Ama Hollanda’da böyle bir teklif karşısında “Teşekkür ederim, bugünü kendime ayırdım.” gibi cevaplar alabiliyoruz. Bu, ilk başta şaşırtıcı gelse de insanların bireysel alanlarına ve sınırlarına gösterdikleri özeni görmek hoşuma gitti. Açık ve doğrudan konuşmayı seviyorlar.
Bu hafta Hollandalı bir çift tarafından akşam yemeğine davet edildik. Yaklaşık 10 kişiydik, güzel yemekler yendi, keyifli sohbetler edildi ve teşekkür ederek restorandan ayrıldık. Ancak iki gün sonra telefonlarımıza ‘Tikkie’ (mobil ödeme uygulaması) linki geldi. Türk arkadaşlar olarak şaşırdık ama Hollandalı bir arkadaşımız sadece “Tipik Hollandalılar!” diyerek güldü.
Hollanda, oldukça eşitlikçi bir topluma sahip. İnsanlar arasında statü farkı gözetmiyorlar ve bireyin hakkını alması gerektiğine inanıyorlar. Hesap paylaşımı yapmak, borç hatırlatmak onların kültüründe ayıp veya kaba bir davranış değil. Tersine, dürüstlük ve açıklık göstergesi olarak görülüyor.
Çalıştığım dönemde, iş çıkışlarında fiziksel ve psikolojik olarak yorgun düştüğüm için kendime keyifli anlar yaratmakta zorlanıyordum. İşten sonra toplu taşımaya yetişme telaşı, trafikle boğuşmak, akşam saatlerini ailemle en verimli şekilde geçirmeye çalışmakla geçen günler… Ertesi sabah yine aynı tempoyla devam ediyordu. Gün içindeki iş saatlerim de pek sağlıklı sayılmazdı.
O yoğun iş temposunun içinde kendime bile vakit ayıramadığımda, aslında ne kadar çok şeyi kaçırdığımı fark ettim. Hollanda’daki deneyimlerim bana sadece dış dünyayı değil, iç dünyamı da yeniden keşfetme fırsatı sundu. İnsanların sakin yaşam tarzları ve anı yaşama çabaları, hayatın yavaşlayabileceğini ve basit anların ne kadar değerli olduğunu gösterdi. Artık bir şeyleri yetiştirmeye çalışmak yerine, anı yaşamanın ve kendime değer vermenin önemini kavradım. Her sabah güne enerjik başlamak, doğayla vakit geçirmek, sevdiklerimle kaliteli zaman geçirmek gibi küçük ama anlamlı alışkanlıklar benim için çok daha değerli hale geldi.
Bu farkındalıkla birlikte, hayatımda daha fazla denge kurmaya başladım. Artık kendime daha fazla zaman ayırıyor, yeni yerler keşfetmenin, farklı kültürlerle iç içe olmanın ve basit anların tadını çıkarmanın kıymetini biliyorum. İçsel yolculuğum devam ediyor ve her gün kendimi biraz daha iyi tanıdığımı hissediyorum. Hayatın temposunu kendim belirleyerek, huzurun peşinde ilerlemeye devam ediyorum.
